Kırmızı Oda Terapisi

Kırmızı Oda Terapisi

‘’Kırmızı Oda’’ serisi son dönemlerde oldukça popüler olan ve aynı zamanda psikoterapi sürecini ve psikoterapi sürecinde danışanı nelerin beklediğini oldukça açıklayıcı bir şekilde gözlemlememizi sağlayan bir dizidir. Her şeyden önce toplumumuzun psikolojik desteğin ne olduğunu anlaması açısından bakıldığında, psikolojik danışma ve tedavi sürecinin nasıl ilerletildiğini, ne çeşit psikolojik destek verilebileceğini açıkladığını düşünüyorum. Bu, ‘’sadece bir delinin psikolojik destek alabileceği’’ anlayışında rol oynamaya istekli bir dizidir. Dizide görülen sorunların birçoğunda depresyon, kişilik bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi konular yer aldığından, bu konuların toplumumuzda ortaya çıkması muhtemeldir. Bu bağlamda insanların kalplerinde kalan ve işlenmeden kabul edilen duyguların insan hayatını nasıl zorlaştırdığını açıkladığını söyleyebilirim. Tedavinin aslında insan hayatında ne gibi değişiklikler getirebileceğini seyirciye rahatlıkla gösterebiliyor, insanlara kendilerinin fark edemeyecekleri birçok şeyi, gizli duyguların insan hayatındaki rolünü görme fırsatı veriyor. Ancak dizide öyle detaylar gözlemliyoruz ki, bunların gerçek bir psikoterapi olmadığını söylemeden geçmek mümkün olmuyor. Psikoterapi aslında gizli bir kara kutu gibidir. Terapi esnasında konuşulan her şey orada kalır. Söylenen şu ki, belirlenmiş olan etik kuralların hepsi sadece danışanı değil, terapistleri yani psikoloğu da korumaktadır. Psikoterapi odaları özeldir. Psikoterapiye odaklanan bu Türk dizisinin daha gerçekçi olmasını ve psikoterapiye bakış açısının daha da net olmasını yeğlerdim. Kırmızı oda dizisi Türkiye’de ilk kez psikolojik desteği konu alan ve izleyicilerin kalbine yerleştirilmeyi başarabilmiş bir dizidir.  Bazı insanların ürktüğü, kendi iç dünyaları ile karşı karşıya gelip muvacehe etmeleri (yüzleşmeleri) ve bazı dakikalarda zor sezgileri yaşaması gereken bir psikoterapi odasını en mühim detaylara özen göstermeksizin televizyon ekranlarına yansıtmış olma durumu doğru olmayacaktır. Pekâlâ, neden?

Kırmızı Oda Dizisi ne kadar etik?


Kırmızı Oda dizisi, Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun yine kırmızı oda isimli kitabından yola çıkılarak yazılmış bir senaryoya aittir. Gülseren Budayıcıoğlunun kitabında bahsi geçen danışanlarının hikayeleri yer almaktadır. Her ne olursa olsun olayların içerisinde yer alan danışanların adları değiştirilmiş olsa da , danışan hakları korunuyor gibi gösterilse de Danışanların başına gelmiş dahası onları oldukça zorlayan, yorgun düşüren ve üzülmelerine sebebiyet veren bu konuların bir medya malzemesi olarak kullanılıyor olması latif olmayacaktır. Gizlilik ilkeleri dikkate alındığında, psikoterapi odasında hissedilen her duygu ve düşünce kişiye özeldir ve danışanın izni alınmış olsa dahi gizli tutulmalıdır. Psikoterapi görmeye gelen kişiler esasında hem ruhsal hem fiziksel bir ağırlık ile oraya gelirler. Taşıdıkları ağır duygular terapist ve danışan arasındadır. Dizinin reel yaşam hikayelerini anlattığı hakikati,’’ demek oluyor ki çok da gizli saklı değil’’ fikrini doğurabilir. Ancak bu yanlıştır.

İlk Seanslar bu şekilde mi gerçekleşiyor?


Dizinin bir diğer öne çıkan özelliği ise ‘’Meliha Hanım’’ın ilk görüşmesinde psikoterapi sürecinde kendisini neler beklediği, sürecin nasıl ilerleyeceği, Meliha Hanım’ın haklarının neler olduğu gibi bir ön bilgilerin konuşulmuyor olması. Demem o ki Danışanın psikoterapi süreci için herhangi bir hazırlık aşaması yoktur. Peki, bu derin ve hassas konular ilk seansta tartışılmalı mıdır?
Psikoloji literatüründe ‘’ katarsis’’ olarak adlandırılan duygusal boşalmanın ilk bölümde gerçekleştiğini görüyoruz. Danışanımız hazır hissetmiyorsa, korktuğu ve anımsamak istemediği duyguları tekrar yaşamasını istemek uygun olmayacaktır.

Empati mi yoksa Sempati mi?

Tedavide elbette ki danışan ve psikoterapist arasındaki ilişki oldukça önemlidir. Aslında kişinin herhangi bir nedenle kaygısını, korkusunu yahut terapi alan kişinin sorunlarını çözmek için atacağı ilk adımlar, terapistle kurduğu terapötik ilişkiyi belirler. Ancak elbette bu ilişkiyi kurarken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır; Danışan ile danışman arasındaki ilişki bir dostluk ilişkisi olmamalıdır. Bir dostunuz size herhangi bir sorununu konu alıyor olduğunda ona sarılmanız ve ellerinden tutmanız onu anlıyor olduğunuzun ve ona yardım ediyor olduğunuz anlamına gelebilir. Fakat empati ve sempati içerisinde sadece ince bir ayrıntı vardır.


Karşınızdaki kişiye karşı sempati duymanız onunla empati kurduğunuz anlamına gelmez.


Bir danışanın kendi terapistinden de beklentisi sempati değil kesinlikle empatidir. Elbette terapist danışanı anlamalıdır, ancak danışanla sık sık temas (sarılma, el ele tutuşma) danışanı terapiste bağımlı hale getirebilir. Psikoterapinin temel amacı, danışanların potansiyellerine ulaşmalarına ve sorunları kendi başlarına çözmelerine yardım etmektir. Aksi hallerde danışanların bize bağlanması başka bir soruna neden olabilir. Dizinin kendisinde sıkça gördüğümüz danışanlarla temas, psikoloji literatüründe bir kaymaya yol açabilir. Bu danışanın iyi olma süresini yanlış yönlendirecektir. Danışanlar psikoterapistleri anne, baba, eş veya kardeşler yerinde algılayabilir. Danışan böyle bir durumda terapistinin onun hayatındaki noksan olan hisleri ve duyguları karşılıyor gibi görünmesi durumunda danışanın iyileşmesi beklenen süreci negatif etkilemektedir. Danışan psikoterapist ile olan ilişkisini devam ettirmek istediği için psikoterapistten ayrılmak istemeyebilir. Bu durumda danışanı dayanıklılık göstermeye zorlayan bir durum olarak tezahür edebilir.

Kırmızı Oda ve Danışanlarla İlişkileri
Terapistin Kırmızı Odada danışanına göstermiş olduğu jest ve mimikler empatik olması gerekirken sempatik davranışlardır. Danışanımız, ‘’Bak terapist bile benim için üzülüyor, bu yüzden gerçekten acınası durumdayım’’ şeklinde düşünebilir. Bunun gibi sözel olmayan bilgileri karşı tarafa iletmemek için yüz ifadelerine (jest mimiklere) dikkat edilmelidir.
Psikoterapistin gelen danışanların vakaları karşısında neredeyse ağlayacak gibi olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bu sahnedeki en mühim nokta psikoterapistin gözlerinin dolması danışanda “benim duygularımı fark ediyor” bakış açısı oluşturuyorsa yararlıdır. Terapist ve danışan aynı paydada toparlayabiliyorken aşırı derecede hüngür hüngür ağlama şeklinde gerçekleşiyorsa bu durum terapi sürecini sekteye uğratacaktır.
Bazen psikoterapist kimliğinden sıyrılıp annelik duyguları gösterdiği de oluyor. Veyahut gözlemlediğim kadarıyla “bana istediğiniz zaman ulaşabilirsiniz” söylemi danışan-psikoterapist ilişkisine zarar verecek bir boyuta taşıyabilmektedir. Danışana istediğin zaman burada olacağım mesajı veriyor olmak ilk bakış açısında “iyi psikolog” imajı veriyor olsa da doğru bir davranış tarzı olmadığını savunmaktayım. Danışanların her istediği zamanlarda terapistini arayamayacağı bilincinde olması gerekmektedir.


Diğer bir mühim nokta ise şudur; terapi sırasında kahve, çay vb. içeceklerin getirildiğini görmekteyiz. Bu pek de uygun değildir? Peki, neden?
Etik kurallar çerçevesinde bakıldığında psikoterapistler ve danışanlar arasında bahsi geçen her şey gizlilik ilkelerince kesinlikle başka bir yere taşınmamalıdır. Danışanlar o esnada yapılması gerçekten zor olan bir sürece başlamaktadır. Belki de kendini açmaya başlamaktadır. Özü için konuşmanın zor olduğu bir duygudan söz ediyor da olabilir. Bu kadar özenli ve özel bir ortamda terapi odasına psikoterapi sırasında içecek herhangi bir şeyin ikramının yapılıyor olması hem danışanın hem de terapistin dikkatinin dağılmasına sebebiyet verebilir.


Tedavide elbette ki danışan ve psikoterapist arasındaki ilişki oldukça önemlidir. Aslında kişinin herhangi bir nedenle kaygısını, korkusunu yahut terapi alan kişinin sorunlarını çözmek için atacağı ilk adımlar, terapistle kurduğu terapötik ilişkiyi belirler. Ancak elbette bu ilişkiyi kurarken dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır; Danışan ile danışman arasındaki ilişki bir dostluk ilişkisi olmamalıdır. Bir dostunuz size herhangi bir sorununu konu alıyor olduğunda ona sarılmanız ve ellerinden tutmanız onu anlıyor olduğunuzun ve ona yardım ediyor olduğunuz anlamına gelebilir. Fakat empati ve sempati içerisinde sadece ince bir ayrıntı vardır.


Karşınızdaki kişiye karşı sempati duymanız onunla empati kurduğunuz anlamına gelmez.
Bir danışanın kendi terapistinden de beklentisi sempati değil kesinlikle empatidir. Elbette terapist danışanı anlamalıdır, ancak danışanla sık sık temas (sarılma, el ele tutuşma) danışanı terapiste bağımlı hale getirebilir. Psikoterapinin temel amacı, danışanların potansiyellerine ulaşmalarına ve sorunları kendi başlarına çözmelerine yardım etmektir. Aksi hallerde danışanların bize bağlanması başka bir soruna neden olabilir. Dizinin kendisinde sıkça gördüğümüz danışanlarla temas, psikoloji literatüründe bir kaymaya yol açabilir. Bu danışanın iyi olma süresini yanlış yönlendirecektir. Danışanlar psikoterapistleri anne, baba, eş veya kardeşler yerinde algılayabilir. Danışan böyle bir durumda terapistinin onun hayatındaki noksan olan hisleri ve duyguları karşılıyor gibi görünmesi durumunda danışanın iyileşmesi beklenen süreci negatif etkilemektedir. Danışan psikoterapist ile olan ilişkisini devam ettirmek istediği için psikoterapistten ayrılmak istemeyebilir. Bu durumda danışanı dayanıklılık göstermeye zorlayan bir durum olarak tezahür edebilir.

Kırmızı Oda, Terapi Odası mıdır?


Bu kısımda terapi odası kullanımı hakkında kişisel bir görüşümden de bahsetmek isterim;
Bu dizide terapisti çok büyük bir masada otururken görüyoruz. Masanın önünde tahminimce çift terapisinde kullanılabilecek karşılıklı yerleştirilmiş iki sandalye bulunmaktadır. Terapi sırasında sandalyenin pozisyonu terapistin karşısında olacak şekilde değil, karşı sandalyeye dönük bir şekilde konumlandırılmıştır. Terapist ve danışan için en uygun oturma pozisyonu, kolayca göz teması kurabilecekleri bir pozisyonda oturmalarıdır. Psikolojinin bu kadar merkezinde yer alan ve üst seviyelerde hassas duyguları yaşayan insanlar için ortada öyle bir tablo oluşuyor ki bu danışanlara üstler ve astlar arasındaki ilişkileri anımsatıyor.

Psikoloğun seans sırasında masanın arka kısmında kalıp oradan konuşması, gayri ihtiyari bir şekilde terapistin oldukça üst düzeyde olduğu fikrini öne sürebilir. Ayrıca terapötik bir bağlantının kurulmasını geciktirebilmektedir. Çünkü psikoterapist bu oturma pozisyonunda danışanının beden dilini görmesi zor olacaktır. Bazen sözsüz ifade, sözlü ifadeden daha etkilidir. Birbirlerini net görememeleri bazı belirsizliklere neden olabilmektedir. Göz kontağının rahat kurulabilmesi, psikoterapist ve danışanın karşı karşıya oturması terapi süreci açısından yardımcı olacaktır.

Yetkin klinik psikolog ve Nöropsikolog kadromuzdan psikolojik destek almak için bize ulaşabilir veya kadromuzu inceleyebilirsiniz.

KURUCU ORTAK DAMLA ÇETİN

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.