DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNUN, ÖFKEYİ İFADE ETME BİÇİMİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNUN, ÖFKEYİ İFADE ETME BİÇİMİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ

DEHB'li ergenler eğer ki uygun şartların oluşmadığı bir ortamda yetiştiyseler bu tam anlamıyla onları zor bir gelecek bekliyor demektir. Bu birey; dürtüsel, organizasyon bozukluğu yaşayan, planlama konusunda güçlük çeken, gecikmelere karşı toleransı çok düşük olan biri olacaktır. Tüm bunlar kişi açısından fazlasıyla yorucu ve karmaşık olduğu için DEHB'li kişi kolay öfkelenen ve öfkesini kontrol edemeyen biri haline dönüşecektir. İstediği şeyleri bu kadar hevesli olduğu halde neden bir türlü ulaşamadığını anlayamayan, bu durumu hiçbir şekilde anlamlandıramayan birey hayal kırıklığı yaşayacaktır, hayal kırıklığının sonucunda ise öfke dolacaktır. Bilindiği üzere öfke normal bir duygudur ancak DEHB'li bireyin duygularını çok yoğun yaşayacağı akıllardan çıkarılmaması gereken bir gerçektir ve ergenlik döneminde hiçbir şekilde destek almamış, olumlu özelliklerini geliştirmesine fırsat tanınmamış, dışlanmış bir DEHB'li yetişkin bireyin öfkesi hem kendisi hem de çevresi için bir hayli yıkıcı olacaktır.


Sabırsız olan bu birey, git gide daha da tahammülsüz birine dönüşecek, en ufak bir bekleme durumuna bile katlanamayacak hale gelecektir. Tüm bunlar sonucunda ise büyük öfke patlamaları yaşayacaktır. Aslında bu noktada asıl anlamamız gereken şey şudur ki; bu birey hem çocukluğunda hem ergenliğinde dışlanmanın, anlaşılamamın kendisine yaşattığı acıyı hala içinde taşımaktadır. Kişinin iç dünyası tamamen acı ve hayal kırıklıklarıyla doludur. Onu yok sayan, dışlayan her insana karşı kendisini kanıtlama isteği bilinçaltında yoğun bir şekilde bulunmakta ve onu harekete geçirmektedir. Kişi çoğu zaman riskli davranışlarda da bulunmakta bu esnada hem keyif almakta (Örn: "Yaşadığımı hissediyorum.") hem de dikkat çekerek diğerlerine kendi varlığını göstermektedir.
Ergenliğinde çözüme ulaştırılmamış olan bu bozukluğun, yetişkin bir bireyde çözüme ulaştırılması tabii ki daha zor olacaktır ancak bu imkansız değildir; öncelikli olarak kişiye destek sağlanmalı, ona karşı olan inanç gösterilmeli, öfkesini daha sağlıklı bir şekilde ifade etmesi ve yönetmesi gerektiği rol model olarak ona gösterilmeli, öfkesinin sonucunda kendisine ve çevresine verdiği zararları not edip bunları anlaması sağlanmalı, daha sabırlı bir birey olma konusunda kolaydan zora doğru hiyerarşik bir sıralamayla alıştırmalara başlanmalıdır. Bunlar sağlanmadığı takdirde tüm hayatı; yargılanarak, kısıtlanmaya çalışılarak, dışlanarak, anlaşılmayarak geçen bu bireyin depresyona girme ihtimali büyük ölçüde artacaktır.


Öz saygısı, öz güveni gelişmiş bir birey olmayı başarırsa çevresinden gelen tüm bu olumsuz tepkilere karşı daha güçlü durabilecek, kendi kendine bir kalkan oluştaracak "Ben kendimi biliyorum, kendime inanıyorum. Kimsenin hakkımda ne düşündüğü umrumda değil." diyerek hayatına daha da güçlü devam edebilecektir. Ancak geçmişi destek görmemiş bir şekilde geçen DEHB'li bireylerde böylesi olumlu bir tutuma ne yazık ki pek rastlanmamaktadır.


DEHB'li ergenleri öfkeyi ifade etme biçimlerine göre değerlendirecek olursak ise;
Öfkesini eşyalara zarar vererek yansıtan bireyler; Çevresindeki bireyleri, onlara zarar veremeyecek kadar çok sevmektedirler ve içten içe yoğun bir şekilde onların sevgilerine ihtiyaç duymaktadırlar. Eşyalara zarar verirken bile aslında "Lütfen beni görün, beni olduğum gibi sevin, kabullenin." diye içten içe haykırmaktadırlar.


Öfkesini kendisine zarar vererek yansıtan bireyler; Burada da yine kişi; çevresine zarar vermek istememektedir ancak kendisine zarar vermesinin altında yatan asıl sebep; içten içe kendisinden nefret etmesidir, çevresindeki insanların onu dışlamasından dolayı bile kendisini suçlamasının acısına dayanamamasıdır. Bu acı onun canını o kadar yakmaktadır ki bir süre sonra kişinin kendi içinde bir şeyleri öldürmek istemesine sebep olmaya başlamaktadır. Kişi aslında kendisine zarar verirken içindeki o derin acıyı yok etmeye çalışmaktadır.Buradan sadece "kişinin kendi bedenine verdiği zarar" anlaşılmamalıdır. Kişi aslında; yapması gereken işleri yapmayarak, kendisine zarar olarak dönecek işleri yaparak da kendisini cezalandırma yolunu benimseyebilmektedir. Örneğin; Hem şirketi hem de kendisi için çok önemli olan bir toplantıya bilerek katılmayarak, işten atılmasına sebep olmak.
Öfkesini Çevresindeki İnsanlara Zarar Vererek Yansıtan Bireyler: Burada ise DEHB sürecine antisosyal davranışların eşlik etmesi söz konusudur. Bu notkada da kişi içten içe acı çekmektedir fakat buradaki fark kişinin tek başuıa acı çekmeyi kabullenememesidir. Çektiği her acı; kişinin öfke dolmasına neden olmakta, kişi onu bu acıya iten herkesten nefret etmeye başlamakta ve hepsine tek tek acı çektirmek istemektedir. Belli bir süre geçtikten sonra ise maalesef ki kişinin vicdani duyguları da körelmektedir çünkü kişi "Çevresindeki insanlara acı vermesinin amacının onlara bedel ödetmek olduğunu ve ayrıca buna tamamen hakkı olduğunu" düşünmektedir. Kişi durumu bu şekilde mantığa büründürdükçe, kendi kendisine "Madem ki bana acı çektirdiler o zaman onlar da acı çekmeyi hak ediyorlar." diye düşünmeye başlamakta ve bu doğrultuda hiçbir suçluluk hissetmeden hareket etmektedir. Bu kişi aslında ilk iki maddedeki insanlardan daha çok acı çekmektedir, onun acısı o kadar yoğundur ki o acı onun tüm benliğini o kadar sarıp sarmalamıştır ki o kendisini tamamiyle kaybetmiş ve kalbiyle olan iletişimini yitirmiştir. Geçmişte fazlasıyla kırılan bu kişi bir daha kırılmaktan içten içe çok korkmakta bu yüzden çevresindeki insanlara önce bedel ödetmekte ve daha sonrasında onlardan tamamen uzaklaşmaktadır.


Yine aynı şekilde bu kişi, diğer ilk iki maddedeki kişilerden daha çok sevgiye muhtaçtır, içinde sevgiye muhtaç küçücük bir çocuk vardır ve o çocuk çektiği derin acılardan dolayı çığlık çığlığa bağırmaktadır ve kişi içindeki bu çığlıklara artık dayanamadığı noktada duygularını susturmayı öğrenmekte, duygusuz biri olmayı seçmektedir. Burada da zarar verici davranışı tamamen bedene verilen zarar olarak algılamamalı, başkalarının sosyal hayatını, eğitim hayatını, benlik algısını, kişilerarası ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebilecek bir zarar verme davranışından söz edildiği akıllarda bulundurulmalıdır. Örneğin; Zamanında onu dışlayan bir kişiyle şimdi yıkıcı bir şekilde alay etmek, o kişinin benlik algısını sarsmak.


Aslında anlaşılacağı üzere; içten gelen sevgi her şeyin ilacıdır. Kim olduğu fark etmeksizin her insanın ortak bir ihtiyacı vardır; gerçek sevgi ve anlayış… Bu onları iyi bir insan yapmanın en sağlam ve en yıkılmaz yolu olacaktır. Unutulmamalıdır ki birçok yıkıcı davranış sevgisizlikten, anlayışsızlıktan dolayı ortaya çıkmaktadır. Yargılamadan önce anlamayı, sırf sizin beklentilerinize uymuyor diye bir insanı dışlamak yerine onun olumlu özelliklerini görüp onu sevmeyi ve olduğu gibi kabul etmeyi deneyin çünkü ancak bu sağlandığı takdirde dünya daha iyi bir yer olacaktır…

Psikolog Rojda Ohancan

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.